|
BEDRIN ASLANLARI VE
EFENDISI
Gönül deryamın en derinindeki
kahramanlar bölüğü ve Efendisi: Sizler ki İslamın ilk şehitleri,
sizler ki cennetle müjdelenmiş yüce kişiler, sizler ki Kâinatın
Efendisinin kölesi olmaya razı nesil...
Sizler birer aslan birer kahraman; kim durdurabilirdi ki sizleri?
Hz. Omer, Allah Allah diyor;
Bahadır Hamza, heybetle
duruyor; Hz. Ali aslan gibi kükrüyor; Hz. Osman sahadetler
getiriyor. Hz. Asım bin Sabit'in ve diger ashabların Allah Allah
nidaları dagları inletiyordu. Kim durdura birdi ki sizleri? Kayaları
döven hırçın dalgalar gibi deli deli esen cöl rüzgarlan gibiydiniz
sizler. Nasil gökyüzünde hüzünlenen bulutlar deniz olusturacak kadar
ağlıyor ise Asr-i Saadetin aslanları da kanlarından bir deniz
oluşturacak kadar savastilar ve her birinin kanı İslam aleminin bir
gülü oldu. Tabi ki basta güllerin efendisi Hz. Muhammed(s.a.v).
Efendim sis dağının perdelerini
aralayarak mübarek hayatından kesitler geliyor gözümün onüne.
Uhud'taki Bedir'deki kahramanların, aslanların geliyor. Senin
öldüğünü zannedip hüzne kapılan ashabına " Niye burada
oturuyorsunuz; O öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?" diyen
sahaben canlanıyor gözlerim de. Öyle bir atılmıştı ki savaşa bu
cesur yiğit, savaş sonunda kız kardeşi onu sadece tırnaklarından
tanıyabilmişti. §imdi ey Resul sana verilen onca can varken biz
sensiz yasayıp da ne yapalım?
Bir tek dileğim olsa şuan ne isterdim
biliyor musun Efendim? Senin asrında, o saadet asrında,
senin için bir canda ben
vermek isterdim. Hiç olmasa senin ve aslanlarının ayağının tozu
olmak isterdim. Çünkü O; Senin ve aslanlarının ayağını öpüp
yüreğimi kamçılayan hasretten ancak bu sayede kurtulabilirim.
Sensizliğin ve aslanlarının soğukluğu
titretirken vücudumu şimdi; sen ey Resul yakıcı çöl sıcaklığında
aslanlarınla serin bir meltem gibi okşuyordun gönülleri. Sevginin
doruklarına doğru bir tırmanış başladı. §imdi ruhsuz kupkuru
çöllerden gönül bahçelerine hasretin başladı.
Ey Kainatın Gülü! Seni ve
kahramanlarını sevince her mevsim bahar, her gece gündüz oluyor
bana. Senin yoldaşlarını sevince hayatim gül bahçesine dönüyor.
Dikensiz gül bahçesine... Yüreğimde köpük köpük kabaran sevgi
tomurcukları oluşuyor. Bu tomurcuklara yüreğimi teslim ediyorum. Bu
tomurcuklara kendimi teslim ediyorum.
Sevgi dedimde, Hz. Ebubekir düştü
aklıma yoldaş Ebubekir, Sıddık Ebubekir, Bedrin kahramanı Ebubekir...
Mağaradaki haliniz canlanıyor gözümde. Hani mübarek başını koymuştun
ya Dostun dizine, O da Sen rahatsız olmayasın diye kıpırdamaktan
bile çekiniyordu. Bu an
bir ömre bedeldi sanki ama birden iliklerine kadar isleyen bir sancı
duydu O Güzel Dost. Bir yılan sokmuştu ayağını, ama bu sancı
engellemedi o anki saadeti. Kıpırdamıyordu dayanamayarak iki damla
yaş düştü dostun gözlerinden mübarek yüzüne sadece iki damla... Ne
güzel sevgi ne güzel sabır... Sevgiliye duyulan ne büyük bir
muhabbet...
Akif in dediği gibi onlar şanlı idi.
Ebubekirler, Hamzalar, Aliler, Osmanlar şanlı idi. Hem de aslan şanı
idi. Ama şanlı olan birileri daha vardı iste o şanlı kişiler
tarihimizin Şanlı savaşı olan Çanakkale Savaşı şehitlerimiz. Onlar
ki vatanin her karış toprağını ve gökyüzünde dalgalanan o al
sancağı kanlarıyla sulayan mücahitler. Onlar ki kanlarının her damlasını
yurdu için dini
için döken peygamber
çiçekleri... Onlarda Bedrin Aslanları gibi ölümden bir an olsun
korkmadılar hatta ölüme koşarak gittiler. İste O peygamber Çiçekleri
de en az Bedrin aslanları kadar şanlı idi.
Ey gözlerde
ışıl ışıl yanan Bedrin
meşaleleri, alınlarda
pırıl pırıl yanan ahlak-i
Kur'an olan Sultanim. Biz sizin gibi sahip çıkamadık
İslamımıza ve yurdumuza. Çaresizlerin kanadı düşkünlerin ilacı
olamadık sizin gibi. Cahillere hoşgörülü olamadık sizin gibi
Efendim. Çöl sıcaklığında insanları üşütür olduk. Bir bir Asim
olamadık niye mi? Kulaklarınızı açıp da bunu iyi duyun. Akif ne
diyor:
"Asımın nesli diyordum ya nesilmiş
gerçek:
İşte çiğnetmedi yurdunu,
çiğnetmeyecek."
Ridvan
ANUR
12/Sosyal
- 146 |