| |
Gençlik ve Sorumluluk Duygusu
Kültürümüzde gençlik denince, mertlik, yiğitlik ve heyecan akla
gelmektedir. Çünkü gençlik çağı; insan hayatının en güçlü, dinamik,
verimli ve hareketli dönemidir. Şüphesiz ki bu enerjiyi hayra,
iyiliğe, toplumun yararına ve hizmetine yönlendirmek önem arz
etmektedir. Hemen itiraf edelim ki bu alanda başarıya ulaşmak
sanıldığı kadar kolay değildir. Zira kişinin doğduğu yer, çevre,
eğitim, kültür, aile, arkadaş ve içinde yaşadığı sosyal hayat
geleceğimiz için belirleyici bir rol oynamaktadır. Özellikle
çağımızdaki bilgi, ulaşım ve iletişim teknolojisinin hızla
gelişmesi; gençliğin işini biraz daha zorlaştırmıştır. Zira temiz,
sade ve iyi duygularla çocukluk devresini tamamlayan bu körpe
yavrular çoğu kez hazırlıksız olarak riskli bir döneme adım
atmaktadır. Henüz çiçekleri burnunda olup, hayatı tozpembe
sanmaktadırlar. Oysaki gerçek öyle değildir. Onları bekleyen önemli
zorluklar vardır. Sorumluluk duygusu, güven, azim, irade çalışma ve
hayatı tanımak başlı başına bir beceri ve kabiliyet istiyor. Artık
yeni bir zaman koridoruna girilmiştir. Aile başta olmak üzere okul,
arkadaş ve toplum haklı bir bekleyiş içindedir. Atacakları her adım,
kendi gelecekleri için yeni merdiven basamakları oluşturacaktır.
Nitekim Gençlikten ihtiyarlığa ömür saklamalı, Gençlikte taş
taşı, ihtiyarlıkta ye aşı ve Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta
bilinir türünden söylenen atasözleri de gençliğin değerini ve bu
dönemdeki zamanın kıymetini hatırlatmaktadır.
Çocukluktan kurtulup ergenlik çağına adım atan gençliğin iş sahibi
olma, sorumluluk yüklenme, milletin bir ferdi olduğunu kavrama,
ülkesine yararlı bir insan haline gelme, okulda başarıyı elde etme,
kendisini yetiştirme, dil öğrenme ve kültür sahibi olma gibi birçok
istek ve hedefleri vardır. Bütün bu arzu ve beklentilerinin tamamına
ulaşmak elbette kolay değildir. Çünkü bu dönem insan hayatının en
dalgalı ve fırtınalı dönemidir. Biz bu yazımızı; gençliğin yaşadığı
gerilimi bir nebze de olsa hafifletmek, sorumluluğu çerçevesinde
daha sakin ve dengeli bir hayat yaşamasına katkıda bulunmak amacıyla
hazırladık. Aslında bu alanda kaleme alınan birçok yazı ve eser
bulunmaktadır. Fakat Mehmet Akif Ersoyun bir fikir eseri olan
Safahat kitabı başta olmak üzere diğer makale ve hatıraları bu
hususta önemli bir yer tutmaktadır. Akif şiirlerinde ve
makalelerinde Asımın Nesline vurgu yaparak gençliğin kendi
değerlerine sahip çıkması gerektiğini ifade etmektedir. Buna ilâve
olarak Akifin eserlerinde milletimizin tarihi, yükseliş, düşüş
dönemleri ve bunun sebepleri tahlil edilmektedir. Fert ve toplumun
ortak zekâsı, nüktesi, edebiyatı, şehri, sokağı, evi, ailesi, acı ve
sevincine yer verilmektedir. Bu eserleri dikkatlice ve anlayarak
okuyan; her sayfasından sonra iman, fikir, moral, azim, gayret ve
heyecanın arttığını görecektir. Bu itibarla Safahatın gençlerimiz
için bir Başucu Kitabı olmasını diliyoruz. O halde yeri gelmişken
Akifin gençliği merkeze alarak insanlığa vermeye çalıştığı görev
heyecan ve değerler üzerinde durmaya çalışalım.
1- Ruh ve İnanç Yapısı: Dünyada insanın en büyük destek ve güç
kaynağı Yüce Allahı tanımak, Ona inanmak, bağlanmak ve
güvenmektir. Gençlerin düşünce, gayret, başarı ve çalışmalarında
bazı değişiklikler yaşamaları doğaldır. Ancak başarılı olmak için
hayatı sevmek zorundadırlar. Şüphesiz ki geleceğe ümitle bakmanın
yolu, yöntemi ve hedefi ise; iman, irade, azim, sabır gayret,
heyecan ve kararlılıktır. Aslında her çocuk İslâm fıtratı
(yaratılışı) üzerine doğmaktadır. Doğal olarak çevresiyle barışık ve
uyumlu olması gerekir. Ancak zaman içinde çocuğun anne ve babası
başta olmak üzere diğer yakınları ve çevresi onu bir çeşit
etkilemektedir. Zaten esas problem de bu dönemden itibaren
başlamaktadır. Oysaki toplumda insan onuruna yaraşır bir hayatın
kurulması için gerekli olan huzur ve güven ortamı ancak din, ahlâk
ve hukukun koyduğu değerlerle sağlanabilir. Bu değerlerin kabul
gördüğü her toplumda iyi, güzel, sevap veya bunların zıddı olan
kötü, çirkin ve günah gibi değerler bir anlamda insan hak ve
hürriyetlerinin sınır taşlarıdır. Bu yüzden bir arada yaşamanın
başarısı; din, ahlâk ve hukukun birbirleriyle uyumlu ve ahenkli
olmasına bağlıdır. Çünkü bu değerler; şu beyitlerde vurgulandığı
gibi insanın Allah ile olan ilişkileri başta olmak üzere çevre ve
alemle olan ilişkilerini de düzenlemektedir:
İmandır o cevher ki, ilâhi, ne büyüktür...
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.
...
Allaha dayan, saye sarıl, hikmete ram ol...
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol
2- İlim Sahibi Olmada Kararlılık: M. Akife göre cehalet; fert ve
toplumu içerden kemiren bir hastalıktır. Bu derde mektepsiz olarak
çözüm bulmak mümkün değildir. Oysaki biz bilgiyi ve okumayı ilk
görev olarak emreden bir dinin mensuplarıyız. Şayet gelecekte
ülkemize, milletimize ve insanlığa hizmet edilecekse ki bu dinî
ahlâkî ve sosyal bir gerekliliktir, o halde ilim sahibi olmaya
mecburuz. Çünkü dinî, insanî, iktisadî, kültürel ve sosyal
değerlerimizi ancak ilim sayesinde yaşatabiliriz. Gerektiğinde ilim,
Hz. Peygamber (s.a.s.)in işaret ettiği gibi, Çinde de olsa
aranacak, ulaşılacak ve öğrenilecektir. Unutmayalım ki her nerede
olursa olsun bir milletin yükselmesi ve geleceğini güvence altına
alması için iki kudrete muhtaçtır. Bunlardan biri bilgi diğeri
fazilettir. Bu nedenle gençliğe çağın bilgileri, yenilikleri ve
gelişmeleri öğretilmelidir. Millî ve manevî değerlerle donatılarak
bilgiyle imanın kucaklaşması sağlanmalıdır. Çünkü felâketlerin
kaynağı bilgisizliktir. Bundan kurtulmanın çaresi ise; eğitim ve
öğretimdir:
Felâketin başı, hiç şüphe yok ki cehaletimiz;
Bu derde çare bulunmaz ne olsa- mektepsiz.
3- Ümit ve Azim: Bu iki kavram; hayata tutunmanın ve başarılı
olmanın temel ilkeleridir. M. Akif; ümit ve azmi imanın bir meyvesi
olarak görmüştür. Bu nedenle anne, baba, öğretmen, yönetici,
siyasetçi, şair, yazar gibi sorumluluk taşıyan herkes çocuklara ve
gençlere gelecek için ümit ve cesaret kaynağı olacak bir şeyler
söylemelidir. Yoksa başkaları ilerledi, başarılı oldu fakat biz bir
şey yapamadık gibi karamsarlık üzerine tablolar çizmek ve edebiyat
yapmak doğru değildir. Çünkü dinimizde karamsarlık neredeyse küfürle
eş değer kabul edilmiştir. Onu her fırsatta öcü gibi göstermenin
kimseye faydası yoktur. Zira daha somut olarak ifade etmek gerekirse
ümitsizlik; insanın vicdanını, ruhunu hatta inancını bağlayan
lânetli bir düğüm veya bataklıktır:
Yes öyle bataktır ki, düşersen boğulursun.
Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun.
Merhum M. Akif; millî mücadele yıllarında bütün insanları topyekûn
azim, gayret ve çalışmaya davet etmiştir. İstiklâl Marşını da bu
ümitsizliği ve güveni sağlamak için yazdığını ifade ederek şu
tavsiyede bulunmaktadır: Çocuklar, gençler! Siz geceli gündüzlü
çalışınız ki bu memleket kurtulsun. Bazıları bizi çalışmaya ve
gayrete sevk edecekleri yerde rast gele ruhlarımıza, kalplerimize
tefrika ve karamsarlık mayası aşılamaktadır. Oysaki garbın
terakkilerinden ve başarılarından bahsederken şöyle demeleri
gerekirdi. Gençler, görüyorsunuz ki, Avrupalılarla bizim aramızda
çok mesafe var. Bu mesafeyi telâfi edecek surette çalışınız. Yoksa
daha geride kalır, mahvolursunuz. Sakın azminiz ve moraliniz
bozulmasın. Evet, böyle diyeceklerdi lâkin demediler. Bilâkis yüz
binlerce halk, bu devletin batmayacağına kani idi. Bir taraftan
Avrupalıların terakkileri gözlerimizi kamaştırdı. Diğer taraftan
muhitimizin bu gibi makus telkinleri sinirlerimizi uyuşturdu. Onun
için ileri gidemedik. Hâlâ o yeis ruhlarımızda hükümrandır. Biz bu
konuda galiba Onun kitabı üzerinde fazla düşünmedik. Oysaki o yüce
kitabın birçok ayeti ısrarla İslâm toplumunu yeisten, azimsizlikten,
tembellikten, sefaletten ve tefrikadan sakınmağa davet ediyor. (V.
Vakkasoğlu; İslâm Şairi, M, Akif, s.164)
Yesi tedric ile zerk etmiş edenler dine...
O ne melun aşı, hiç benzemiyor hiçbirine!
4- Mertlik ve Büyüklere Saygı: Gençler; mert, dürüst ve yiğitçe
davranmalıdır. Korkuları, endişeleri veya birilerine olan aşırı
hatır, gönül ve sevgileri nedeniyle gerçeği savunmaktan
vazgeçmemelidir. Kötülüğe ve fırsat düşkünlerine asla pirim
vermemelidir. Haksızın ve zalimin değil, hak ve adaletin yanında yer
almalıdır. Tarihin gerçeklerine sahip çıkmalı büyüklerine karşı
saygılı, vefalı ve mertçe davranmalıdır.
5- Vatan Sevgisi: Gençler vatan sevgisini; M. Akif gibi bir millî
şairimizden öğrenme fırsatını ve imkânını buldukları için
şanslıdırlar. Zira o, asırlar boyunca üzerinde yaşadığımız vatanı;
cennetle eş değer kabul etmiş; Verme, dünyaları alsan da bu cennet
vatanı diyerek bu konuda zirve yapmıştır. Çünkü bu toprak enbiya
yurdudur. Binlerce şehidin makamıdır. Dolayısıyla yıkık bir
türbesinin bile Allah katındaki değeri çok büyüktür. Elbette her
genç vatanını sevmeli, benimsemeli onun derdiyle dertlenmeli ve
çalışmalıdır. Unutmayalım ki bir milleti teşkil eden fertler; ancak
birbirlerine din, dil, vatan ve gaye birliği gibi değerlerle
bağlılıklarını sürdürebilirler. İşte Akif bu değerleri bünyesinde
taşıyan vatan için gözyaşı döken bir şairimizdir. Öteden beri aynı
hasretle yanıp tutuşmaktadır. Onu korumak için elini kolunu bağlayıp
sadece ağlamak yeterli değildir.
Söz vatanın korunması ve sevgisinden açılmışken gençlerimize Gazi
Mustafa Kemal Paşanın Sakarya muharebelerinde söylediği şu tarihi
sözleri de hatırlatmak gerekir: Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa
vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her köşesi vatandaş kanıyla
ıslanmadıkça terk edilemez.
Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2008 Mayıs sayısında
yayınlanmıştır
Doç. Dr. Fikret Karaman
Diyanet İşleri Bşk. Yard.
|