Anasayfa   Müftülüğümüz   Faaliyetlerimiz   Personelimiz   Makaleler  

“Ey Kullarım!” Hitabındaki Rabbani İltifatın Sıcaklığı

 

 Azizim!

Alemlerin Rabb’i olan Yüce Allah’ın “Ey kullarım!” hitabındaki iltifata bak da, O’nun bu iltifatına karşılık olarak ne yapmam gerektiğini iyice düşün ve O’na hürmette ve itaate kusur etmemeye azami derecede gayret göster. 

İmam Müslim rivayet ettiği bir kudsi hadiste, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, Yüce Allah’tan rivayet ederek şöyle buyurmuştur: 

Ey kullarım! Benim zulmetmeyi kendime haram kıldığım gibi, onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyle ise birbirinize zulmetmeyiniz. 

Ey kullarım! Benim doğru yola ilettiklerimden başka, hepiniz doğru yolu şaşırmış kimselersiniz. Öyle ise benden hidayet isteyiniz ki, sizi doğru yola hidayet edeyim. 

Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka, hepiniz açsınız. Öyle ise benden yiyecek isteyiniz ki, sizi doyurayım. 

Ey kullarım! Benim donattıklarımdan başka, hepiniz çıplaksınız. Öyle ise giydirmemi isteyiniz ki, sizi giydireyim. 

Ey kullarım! Gece gündüz günah işliyorsunuz. Ben de bütün günahları bağışlıyorum. Öyle ise bana istiğfar ediniz (bağışlanmasını benden isteyiniz) ki, sizi mağfiret edeyim. 

Ey kullarım! Bana zarar vermek elinizden gelmez ki, bana zarar veresiniz. Hem bana menfaat vermek de elinizden gelmez ki, bana faydanız dokunabilsin. 

Ey kullarım! Sizden evvelkiler ve sonrakiler, bütün insanlarınız ve cinleriniz, içinden en iyi ve en muttaki bir insanın kalbine (duygu ve düşüncesine) sahip olsalar, bu benim mülkümde en küçük bir şeyi bile artırmaz. (Benim sizin ibadet ve itaatinize hic mi hic ihtiyacım yok.) 

Ey kullarım! Sizden evvelkiler ve sonrakiler, bütün insanlarınız ve cinleriniz, içinden en kötü ve en günahkar bir insanın kalbine (duygu ve düşüncesine) sahip olsalar; bu benim mülkümde en küçük bir şeyi bile eksiltmez. 

Ey kullarım! Ancak sizin amellerinizdir ki, onları sizin için saklar, sonra da onların karşılığını eksiksiz olarak size veririm. Şu halde kim bir hayra ve iyiyliğe nail olursa, o kimse (o hayrı, iyliği ve bereketi Allah’tan bilsin ve) Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulur ve karşılaşırsa, (başına gelen o şeylerden, zararlardan ve kötülüklerden dolayı başkasını değil de ) sadece kendisini kınasın.” 

Müslim’in bu hadisi kendisinden rivayet ettiği Said b. Abdülaziz diyor ki: “Ebu İdris, bu kudsi hadisi rivayet ederken (hadisin içeriği İlahi hitaplar, Rabbani azametler ve Rahmani iltifatlar karşısında iki büklüm olurdu da ) diz çökerdi.” 

(Müslüman, Birr, 55)  

*** 

Bu ilahi hitapta gerçekten büyük bir iltifat, şefkat dolu bir baş okşama, sevgi dolu bir sırt sıvazlama ve eşsiz bir şeref tacı vardır. 

Bu noktada Kâdî İyad’ın dediğine katılmamak elde değil. O şöyle diyor: 

Allahım! Benim şeref ve itibarımı artıran ve beni adeta ayaklarımla Süreyya Yıldızlarını çiğniyor gibi yükselten senin (Ey Kullarım!) sözüne dahil olmam ve bir de Hz. Ahmed-i Muhtar’ı bana Peygamber kılmandır. (Bed’ül emâlî hâşiyesi)  

Kâdî İyâd’ın işaret ettiği ayet-i kerime’de Yüce Mevlâ bu dünyada iken gereği gibi iman edip takvâ sahibi olan kullarına ahirette şöyle seslenecektir: 

“Ey benim ayetlerime iman edip de Müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur. Siz mahzun da olmayacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 68-69)  

İşte “Ey kullarım!” hitabındaki Rahmani iltifatın ve Rabbani tebessümün sıcaklığını ruhunda hisseden kâmil bir mü’min, öyle bir iman olgunluğuna ve öyle bir ma’rifet ve muhabbet kuvvetine sahip bulunur ve ruhu o derece daimi sürur ve saâdetlere gark olur ki, o olgunluk ve o kuvvetle kâinata meydan okur. Faraza dünya bomba olup başında patlasa bile yine haktan yüz çevirmez, istikâmetten asla taviz vermez ve azim ile gayretten kesinlikle fütur göstermez. Çünkü bir kısım ağır baskılar ve ithamlar ve şiddetli tehditler ve hücumlar, imanlı ve faziletli ehl-i hamiyet için bir gevşekliğe ve bir zayıflığa değil; tam aksine onların ruhlarında ilahi rızanın daha sağlam yerleşmesine, kalplerinde iman nurunun daha çok parlamasına, vicdanlarında ebedi feyzin daha fazla celbine vesile olur ve bunlar ebedi saâdete kavuşma yolunda, onların ruhlarına sürekli olarak aşk ve şevk, azim ve gayret aşılar. 

Yüce Mevla’nın zikredilen kudsi hadiste geçen “Ey kullarım!” hitabına karşılık olarak, bir kulun “Buyur; emrine hazırım ve fermanına âmâdeyim Ey Rabb’im!” diyerek mukabelede bulunma şuuruna ermesi, başlı başına bir aşk ve şevk kaynağıdır. Bunun sırrı ise şudur: 

Bu şuura eren bir kimse, kendisine “Ey kullarım!” şeklinde yapılan İlahi iltifat ile sunulan Rahmani teveccühün ve ezeli merhabanın ebedi sıcaklığını ve yüce rahmetin kendisine olan Rabbani tebessümünün sıcaklığını ruhunun derinliklerinde hissettikten sonra öyle mest olur ki, başkalarının teveccühlerini ve merhabalarını ne bilip görür, ne de bilip görmeye ihtiyaç duyar.

Öyle ise, “Derdinini ummâna döküp, âsûmâna inlemek” yerine, onların ve her şeyin sahibi ve maliki olan Yüce Mevla’ya teveccüh et. Derdini yanlız O’na dök ve sadece O’nun huzurunda inle. Çünkü O’ndan izinsiz hiçbir şey, senin yardımına gelemez. 

Cenab-ı Hak, biz kullarına da “Ey kullarım” hitabındaki iltifatın sıcaklığını hissetirsin ve bizleri bu hitaba layıkıyla muhatap olma şerefiyle bahtiyar kılsın.

***

Alıntı:V.Yıldız

Erzincan Kemaliye Müftülüğü resmi web sitesi